Psikanalitik Kuram (Freud’un Psikoseksüel Gelişim Dönemleri)

Gelişim psikolojisinde önemli etkisi olan psikanalitik görüşteki kuramcılar S.Freud ve Erikson’dır. Freud, biyolojik güçlere ağırlık verir, bunlardan biri içgüdüdür. Çocuk, davranış için enerji ve yön sağlayan bir takım bilinçsiz, içgüdüsel dürtüler toplamıyla doğar. Bütün gelişim içgüdüsel enerjinin organizasyonu ve yönlendirilişindeki değişmeler olarak görülebilir. Çocuktaki dengeyi korumak için, içgüdüsel enerji, yönünü ve yoğunluğunu sık sık değiştirir. Enerji; yani cinsel enerji libido olarak, bu enerjinin odaklandığı beden bölgesi de uyarılma bölgesi (örojen zone) olarak tanımlanır. Çocukluktaki önemli cinsel bölgeler, ağız, anüs ve genital alandır. Bu bölgelerin birinden diğerine geçiş büyük ölçüde olgunlaşmayla belirlenmektedir. Ancak belli bir bölgede engellenme ya da aşırı doyum yaşayan çocuk daha sonraları o bölgeyle ilgili aşırı faaliyet ya da takılma gösterebilir. Örneğin ağza almayla ilgili büyük ölçüde engellenme yaşayan bir bebek yetişkin yaşamında ağzında sürekli bir şey tutmayla ilgilidir örneğin kalem yeme sigara içme gibi. Katı engellenmeler, aşırı doyurulmalardan daha güçlü takılmalara yol açar. Libidinal enerji, sürekli değişmek üzere dinamik olarak organize olmuştur; statik değildir. Freud’un kuramı yapısaldır. Bireyi ve yaşamını 3 farklı yapı içinde görür. Bunlar, id, ego ve superegodur. Bebek geliştikçe ego ve superego idden ortaya çıkar. Farklı yapılar geliştikçe enerjinin organizasyonu, ketlenmiş ve gevşek durumdan yapılandırılmış ve kontrollü duruma kayar. Doğumda bebek, içgüdüsel dürtülerle donanmış durumdadır. Yani idle. Bu dürtüler bilinçsizce ve irrasyonel olarak işler. Bebek, hem açlık gibi fiziksel, hem de duyusal uyarılma gibi psikolojik ihtiyaçlara sahiptir. İçgüdüler sürekli olarak bebeği, ihtiyaçlarını süratle tatmin edecek bir nesne bulmaya zorlar. Bebeklerin algı ve düşünceleri tam olarak gelişmediğinden ihtiyaçlarının tatminini sağlayacak nesnelerle benzerlerini ayırt edemezler. Örneğin bebek, bir şişe görüntüsüyle gerçek bir süt şişesine aynı heyecanla açlığını gidermek için tepki verebilir. Gerçek tatmin nesnesini dikkate almadan ihtiyacı giderme çabası Freudyen terminolojide haz ilkesi veya birincil düşünce süreci olarak adlandırılır. Bebek bu ayırt etmeyi yavaş yavaş öğrenir. Bu öğrenme egonun gelişiminin başlangıcıdır.

Ego; rasyonel düşünceler, algılar ve gerçekle baş edebilmeye yardımcı planlardan oluşmaktadır. Fonksiyonlarının çoğu bilinçli ve rasyoneldir. Enerjisini gerçek tatmin nesnelerine kanallama girişimlerinde bulunur. Bu; gerçeğe ve ihtiyacı azaltıcı değere doğru yönelme “gerçeklik ilkesi” olarak (ikincil düşünce süreci) adlandırılmaktadır. En son gelişen zihinsel sistem de superegodur. Superego, çocuğun hareketlerine rehber olan ahlak kurallarından oluşur. Kurallar, içselleştirilmiş direktiflerdir. Yapılabilir ve yapılamaz şeyleri yani yasakları çocuk büyürken öğrenir. Üç sistem de tamamen geliştiğinde her biri kendi isteklerinin tatmini için baskı yapar. Id, enerjiyi anında boşaltma arayışı içindedir. Ego, bu aktiviteyi gerçek bir nesne buluncaya kadar tutmaya çalışır. Superego ise çocuğu sürekli iyi davranışlara yöneltir ve kötü davranmaktan alıkoymaya çalışır. Bu yapıların gelişmesi sırasında çocuk 5 ayrı gelişimsel dönemden geçer:

(0 – 1 yaş) Oral Dönem:

Enerjinin yoğunlaştığı bölge; ağız, dudaklar ve dildir. Emme, çiğneme ve ısırma ile enerji boşalır. Oral alan uyarıldığı zaman, enerji serbest hale geçer ve tansiyon azalır. Kendi parmağını emen bir bebek emmeden aldığı zevkle oto erotik bir davranışı gerçekleştiriyordur. Freud’a göre emme yalnızca beslenme değil aynı zamanda zevk verici bir faaliyettir. Yaşamın ilk altı ayında bebeğin yaşamı, nesnesiz bir yaşamdır. Sadece kendi bedeni vardır. Bebekler soğuğu, ıslaklık ve açlığı hissederler fakat onları gideren annelerinin ayrı bir varlık olarak farkında değildirler. Onlar sadece en kısa sürede zevk verici duygulara dönmek isterler. Bu nesnesiz dünyayı Freud, birincil narsizm olarak tanımlar. Yani bebekler, tümüyle kendi bedenlerine dönük olarak yaşamaktadırlar. En temel narsistik durum uykudur. Altıncı aydan itibaren bebekler diğer insanları da kavramlaştırırlar. Yalnız bırakıldıklarında veya bir yabancıyla karşılaştıklarında ağlarlar. Bir başka gelişme de dişlerin çıkması ve ısırma isteğidir. Bu istek yüzünden anneyi kendinden uzaklaştırır. Yaşam gittikçe daha karmaşık ve sorunlu olmaya başlar.

(1 – 2, 3) Anal Dönem:

Anüs bölgesindeki kasların olgunlaşmasıyla bu döneme geçilir. Çocuğun cinsel ilgilerinin odağı anal bölgedir. Çocuğun zevk arayışı boşaltım aktivitesinde toplanmıştır. Çocuğun dışkıyı tutup bırakma işlevi önem kazanmaktadır; çünkü kasların hareketinin kendi kontrolünde olduğunu görmeye başlar. Bu olay, enerjinin boşalımını ve yine gerilimin azalmasını sağlar. Dışkısıyla ilgilenir ellemekten ve bulaştırmaktan zevk alır. Ebeveynler buna izin vermez ve mümkün olabildiğince tuvalet eğitimini kısa tutmaya çalışırlar. Tuvalet eğitiminde aşırı temizliğe önem veren ana babalar, Freud’a göre anal-kompulsif bireyler ortaya çıkarırlar. Böyle bireyler pasif inatçıdırlar. Anne ve babalar özellikle tuvalet eğitiminin önemli olduğu bu devreyi kolay unutamazlar ve aslında nasıl davranılırsa davranılsın bu dönem çocuklarda kızgınlık ve öfke yaratmaktadır. Çocuk, tuvalet alışkanlığını kazandığında bu dönemin zirvesine ulaşmış olur.

(3 – 6 ) Fallik Dönem :

Enerji genital bölgede toplanmıştır. Çocuktaki fiziksel değişmeler, bu bölgede enerjinin toplanmasına neden olur. Bu dönemde çocuklar kendi cinsiyetlerinin farkına varırlar ve penis hem kız, hem erkek çocuklar için ilgi nesnesi olur. Çocukların anatomik yapılarındaki bu farklılığı kavrayışları ve cinsel merak psikolojik olaylara da yansır. Oğlan çocuk annesine düşkün hale gelir; fakat annesiyle ilgili fantezilerinin gerçekleşmeyeceğini anlar. Babasını sever fakat aynı zamanda kıskanır. Ondan korkar ve kastrasyon kaygısı yaşar. Anneyle ilgili duygularını bastırarak ve babayla özdeşim kurarak dönemi sonlandırır. Odipal krizin üstesinden gelmek için bebek bir superego içselleştirir.

Ebeveynin yasaklarını kendi yasakları olarak koyar. Superego içselleştirilmeden önce çocuk dış eleştiri ve cezadan korkarken superegodan sonra kendi kendine eleştiri getirir. Kızlarda elektra kompleksi ortaya çıkar. Çocuk annesine karşı sevgiden nefrete, nefretten sevgiye doğru değişen karmaşık duygular besler. Oldukça stres verici bu çatışmalar gizil döneme kadar sürer. Çatışmanın sona erişinden ergenliğe kadar olan dönem gizil dönemdir.

(5,6-11,13 yaş) Gizil Dönem:

Tehlikeli dürtüler ve fanteziler bilinçaltına itilir. Bu dönemde kız ve erkek çocuklar kendi cinsiyetlerine yaklaşırlar, oynadıkları oyunların niteliği farklılaşır. Cinsel ve saldırganlık enerjileri araştırma ve diğer insanlarla ilişki kurmaya yönelir, çocuk enerjisini, spor, oyun ve zihinsel etkinlikler gibi somut ve sosyal olarak kabul gören davranışlara yöneltir. Çocuğun kendi cinsiyetinden olan ebeveynle özdeşimi ve cinsiyet rollerini benimsemesi bu dönemde tamamlanmış olur. Freud’un bazı takipçilerine göre bu dönemde de cinsellik sürer ve 8 yaşındaki bir çocuk hala karşı cinsin özellikleriyle ilgilidir. Fakat bu ilgi tehdit edici ve çocuğu üzen cinsten değildir. Genelde bu dönem çocuğu, soğukkanlı ve kendini kontrol edebilen bir çocuktur.

(13 – 19 yaş) Genital Dönem:

Çocuğun fizyolojik olgunluğa erişmesi ve bazı hormonların etkilerinin artması ile cinsel dürtüler başta olmak üzere, çeşitli dürtülerin gücü artar. Ergen, durağan bir kişisel ve cinsel kimlik oluşturmaya çalışır. Odipal duygular tekrar bilince gelir fakat çocuk artık bunlarla baş edebilecek durumdadır. Freud’a göre bu dönemde çocuğun asıl görevi kendini ebeveynlerinden kurtarmaktır. Bağımsızlığı kazanmak kolay değildir; çünkü yıllar süren bir ilişki içinde kurulan güçlü ebeveyn bağımlılığından duygusal olarak kopmak sancılıdır. Anna Freud’a göre ergenler ebeveynleriyle beraberken kaygılanır ve gergin olurlar ya aileden uzakta kalmaya ya da kendilerini odalarına kapatmaya veya akranlarıyla birlikte olmaya çalışırlar. Bazen ergenler ebeveynlerine saygısızlık ve itaatsizlik ederek onların bağımlılığından kurtulmaya çalışırlar. Anne ve baba onların yaşamını baskı altına almaya çalıştıkça ergenler enerjilerini onlara saldırmak için harcarlar. A. Freud’a göre ergenler, kendilerini duygu ve dürtülere karşı savunmak için bazı stratejiler geliştirirler. Ya bütün zevk verici şeylerden kaçar, aşırı diyetlere girer ya da otorite, özgürlük, sevgi ve aile üzerine zengin kuramlar oluştururlar. Ergene terapi yerine ebeveyne rehberliğin daha uygun olacağı üzerinde durur. Ergene kendi çözümlerini bulabilmesi için fırsat ve zaman tanınması gerektiğini ileri sürmüştür.

Freud’a göre gelişim sırasında değişmeyi sağlayan kavramlar; gerilimin azalması, özdeşim ve savunma mekanizmalarıdır.

About these ads

Bir Yanıt

  1. Yeterince açıklayıcı değil.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: