YAŞAM BOYU GELİŞİM PSİKOLOJİSİ NEDİR ?

Yeryüzünde tek tek her bir insan kadar büyüleyici başka yaratık yoktur. Sizin düşünceleriniz, duygularınız ve davranışlarınız başkalarınınkine benzemez, siz kendinize özgüsünüzdür ve aynı zamanda da sizin yaşınızdaki diğer insanlarl oldukça benzersinizdir. Oysa, toplumda ve okulda hemen hemen aynı şeyleri öğrendiniz. Nasıl oluyor da sizin kuşağınızdaki diğer insanlarla benzerlikler gösterirken farklı da olabiliyorsunuz? Bu sonuca hangi süreçler ve olaylar katkıda bulunuyor.?

Bütün bunlar gelişim psikologlarının sordukları sorulardır. Gelişim psikoloğunun incelediği olay ve süreçlerin bazıları sizin diğerlerine benzerliğinizi, bazıları da farklılığınızı ortaya çıkarmaktadır. Yine gelişim sırasında beliren olay ve süreçlerin bir kısmı gelişimde sürekliliği anlamaya yardımcı olurken, bir kısmı da yalnızca belli bir zaman aralığında ortaya çıkarak, insanlar arasındaki yaşla ilişkili farkların doğasını anlamamıza yarayacaktır.

Bu dersin ana kavramı GELİŞİM’dir. Bir tasarım ya da kavram olarak gelişim, 18.yy sonu ve 19.yy başlarında Batı Avrupalı entellektüelleri tanımlayan makineleşme ve teknolojiyle birlikte “sürekli ilerleme” biçiminde bir anlam kazanmaya başladı. Bu gelişim anlayışı Rönesans sonrasındaki laik hümanist görüş içinde bile örtüktü. Buhar makineleri, trenler, coğrafi keşifler, kolonileşme, bilimsel başarılar ve politik evrim kaçınılmaz şekilde türlerin yukarıya doğru ilerlemesi şeklinde görüldü.

Çocukların zihinsel gelişimi bile bir ilerleme olarak görüldü. Evrimin ileri doğru özelliği de bu anlayışa hizmet etti. Darwin’in ilk söylemlerinde filogenetik değişmelerin zorunlu olarak ileriye doğru olacağına dair bir ifade yer almamakla birlikte Darwin’in kuramı yorumlanırken gelişme ilerleme olarak ele alındı ve bu anlayış gelişim psikolojisini çok etkiledi. Spencer, Hall, Baldwin ve Piaget gibi düşünürler çocuk gelişiminde evrimsel kuramları kullandılar. Evrim-embriyoloji-çocuk gelişimi arasında benzerlikler bulunmaya çalışıldı. İleriye doğru gelişmenin kaçınılmaz ve tek yönde olduğu yolundaki görüşler gelişimin incelenmesi sırasında bazı sorunlara yol açtı ve bu sorunlar 20.yy’a aktarıldı. Oysa 20. YY’da batılı kurumlar, yaptıkları değişmelerin düzeltici yönde olduğundan 10-20 yıl öncesindeki kadar emin ve gelişmelerden memnun değildiler. 1970’lerde heyecan durdu. Politikada edebiyatta, eğitimde, ekonomik yayınlarda enerji ve çevre tartışmalarında gelişmenin ilerleme olduğu yolundaki ifadeler şüpheyle karşılanmaya başlandı. Modernizm karşıtı yaklaşımlar egemen olmaya ve gelişim psikolojisini de etkilemeye başladı. Örneğin şu konularda tartışma ve sorular ortaya atıldı:

  1. İleriye doğru evrim ile çocuk gelişimi arasında yalnızca çocukla çiçeğin benzemesi şeklinde bir analojiden başka bir şey yoktur. Bu analoji de görgül araştırma verileriyle sınırlıdır.
  2. Klasik Darwinci görüşler bile evrim biyologları tarafından yeni kavramlarla eleştirel bir inceleme altına alınmıştır.
  3. Bilişsel gelişim öğrencileri, bugün artık Piaget’nin kuramsal basitleştirmeleri ve gözlemleri üzerinde tekrar düşünmektedirler.

Gelişim kavramına yeniden dönecek olursak her gelişim bir değişmeyi de beraberinde içerir; fakat, her değişme mutlaka bir gelişmeye işaret etmez. Psikologlar Gelişme terimini döllenme ile başlayıp yaşam boyu devam eden DEĞİŞME veya HAREKET örüntüsü anlamında kullanırlar. Değişme örüntüsü; bebeklik, çocukluk ve ergenlikte büyümeye; yaşlılık ve ölümde de bozulmaya (decay) karşılıktır. Hareket örüntüsünün anlaşılması biraz daha karmaşıktır; çünkü, olgunlaşma ve deneyimi birlikte içerir.

OLGUNLAŞMA; genetik kodlamanın idare ettiği her bir bireye özgü değişmeleri içerir. Büyüdükçe beynimiz, merkezi sinir sistemimiz gelişir ve farklılaşır, anatomimiz değişir, kimyasal ve hormonal bileşimler değişir. Olgunlaşmanın örneklerinden biri beynin derece derece özelleşmesidir. Öyle olur ki her bir hemisfer farklı psikolojik aktiviteleri idare eder hale gelir. Örneğin mekansal (spatial) süreçlerin işlenmesi sağ beyin, dil ise sol beyin tarafından idare edilir.

Gelişimde olgunlaşma kadar (deneyim) ÇEVRE de önemli etkiye sahiptir. Çevre deyince biyolojik ve sosyal çevre birlikte anlaşılmalıdır. Beslenme, tıbbi bakım, ilaçlar ve fiziksel kazalar biyolojik çevreyi, aile, okul, toplum, akranlar ve kitle iletişim araçları ise sosyal çevreyi oluşturur. İnsanın çevreyle olan yaşantıları ve deneyimleri hem mikroskopik hem de makroskobik açıdan incelenebilir ve tanımlanabilir. Örneğin bireyin vitamin alımı ve anne-çocuk etkileşimi, mikroskobik düzeyde iken, genel tıbbi bakım ve ailenin ruh sağlığı dinamikleri makroskobik düzeydedir. Benzer şekilde bir yaşantının tanımlandığı düzey ilgilenen uzmanın kuramsal bakış açısına göre değişir. Örneğin; öğrenme çok dakik ve ayrıntılı terimlerle tanımlanmıştır. Bu nedenle bir öğrenme psikoloğu incelemek için spesifik davranışları seçebilir. Oysa bir sosyal psikolog veya sosyolog ailenin S.E.D’indeki bir değişmenin, çocuğun fırsat ve aktiviteleri açısından doğurguları gibi belli bir zaman dilimi içindeki daha geniş bir olayı inceleyebilir.

Deneyim olmadan olgunlaşma ortaya çıkmaz. Beş duyu dışında hiçbir uyarılmanın olmadığı ortamda insanoğlu dili kazanamadığı gibi, zeka geriliği de görülmektedir.

Yaşam Boyu Gelişim Anlayışı

Yaşam Boyu Gelişim Psikolojisi’nin tarihi 200 yıl kadar eski olmakla birlikte, 1920-30 yıllarında kendini göstermiş ve ancak 1970’li yıllarda bir alan haline gelmiştir. Yaşam boyu gelişim psikolojisi döllenmeden ölüme kadar olan insan yaşamı süresince gelişimsel süreçlerin değişimini açıklar, tanımlar, yordar ve kontrol etmeye çalışır. Çocuk gelişimi ve yaşlılık bilimi (gerontoloji) gibi bir uzmanlık alanıdır. Bir kuram değil, gelişim olayını incelemede yeni bir yönelimdir. Davranışın gelişiminin çalışılmasında belli kavramları ve yöntemleri vurgular. Bu yönelimde: değişme sürecini içeren herhangi bir davranış gelişimsel olarak incelenmelidir. Davranış, önce ve sonra gelen olaylar zincirine yerleştirildiğinde anlaşılması daha kolaydır.

  1. Bu görüş geleneksel biyolojik temelli büyüme eğilimine terstir. Gelişimde büyüme ve olgunlaşma yönelimini esas alanlara göre, gelişme, yetişkinliğin başlangıcında durağanlaşır; sonraki gelişmeler ise gelişme olarak değil, yaşlanma veya bozulma olarak adlandırılır. Yaşam boyu gelişim anlayışı biyolojik faktörlerin rolünü inkar etmez ancak olgunlaşma genel bir gelişim ilkesi olarak kabul edilmediği için gelişme yaşam boyu bir süreç olarak ele alınır. Sonuç olarak hiç bir dönem gelişimsel süreçlerin önemi açısından ayrıcalıklı değildir. Örneğin bebeklik gibi.
  2. Bir grup araştırma yalnızca yaşa bağlı gelişimsel değişmelerin değil kuşaklar arasında da gelişimsel farkların olduğunu göstermiştir. Zeka, sosyalleşme ve kişilik gibi konulardaki ikinci bir grup araştırmada, kuşaklar arası durağanlık ve değişme ve ayrıca yaşa bağlı değişmelerin rolüyle ilgili olarak gelişim psikolojisinde evrimsel perspektife olan ihtiyaç vurgulanmıştır. Üretkenlik, anne babalık, büyükanne ve büyükbabalık gibi konular böyledir.

Yaşam boyu gelişim psikolojisinin 2 temel sayıltısı vardır:

  1. Gelişim, yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Gelişim başlığı altındaki herhangi bir “davranış değişikliği” döllenmeden ölüme kadar yaşamın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilir.
  2. Gelişim; evrimsel ilkelerin sonucuna ve yaşa bağlı olarak ortaya çıkar. Gelişime bir çerçeve içinde bakma gereği olmakla birlikte, bu çerçeve yalnızca yaşla sınırlı olmayıp, biyokültürel değişmeyi de vurgular. Yaşla-ilişkili (ontogenetic) demek, biyolojik süreçle ve sosyalleşme süreciyle de ilgili demektir ve insanın gelişimindeki düzenliliği ve farkları açıklamak için kullanılır.

Yaşam boyu gelişim anlayışında ilk çalışma Alman felsefeci ve psikolog Tetens tarafından 1777’de yayınlanmıştır. Ancak Tetens’in çalışmaları görgül araştırmalar değil, daha çok davranışın incelenmesinde yaşam-boyu yaklaşımı içeren temel önerilerin ifadesi şeklindedir. Carus (1808) yaşı esas almayan bir yaşam boyu gelişim anlayışı geliştirmiş; cinsiyet ve kültür farklılıkları ile mizaç konusunu gündeme getirmiş olmakla birlikte içe bakış yöntemini kullanmıştır. Quetelet (1842)’in kitabı ise yöntem ve istatistiklerin kullanımı açısından daha kuvvetli ve daha anlaşılabilir bir yayındır. Aslında ergenlerle ilgilenen Hall, 1922’de Yaşlılık üzerine bir kitap yayınlamış, arkadan 1933’te de Jung yaşam dönemlerine dikkat çekmiştir. C.Buhler ise 1933’te yaşamı 5 döneme ayırmıştır:

  1. Çocukluk: Yaşam hedefleri yok. Kendilik hakkında belirsiz düşünceleri var.
  2. Gençlik: Kendi gizilgüçlerini ve yaşamın kendisine ait olduğunu kavrar.
  3. Yetişkinlik I: Spesifik hedeflere yönelme.
  4. Yetişkinlik II: Geçmişe bakma ve gelecek için planları gözden geçirme.
  5. Yaşlılık: Hedefe varma üzerindeki konsantrasyon gevşer.

1920-30 yıllarındaki yayınlara rağmen alanın çok sonra gelişmiş olmasının nedenlerinden biri 20.yy. ortalarında çocukluğun çok baskın olarak çalışılması, davranışçı-deneysel yaklaşımın yaygın olması ve alandaki öncülerin de bu yaklaşımı kullanmış olmalarıdır. Buhler, Erikson, Havighurst, Neugarten gibi kişilikle ilgilenen araştırmacılar daha çok subjektif-fenemenolojik yöntemleri kullanmışlardır.

Yaşam boyu gelişim anlayışının 1960 ve 70’lerde daha geniş olarak kullanılmasının ve alanın yaygınlaşmasının temelinde 3 eğilimin bulunduğu saptanmıştır.

  1. 1960 ve 70’lerde Amerika ve Avrupa’daki belli başlı üniversitelerde alanın öncülerinin bulunması.
  2. II. Dünya savaşından önce çocuk gelişimi üzerinde boylamsal çalışmaların başlamış olması ve 60-70’li yıllarda bu çocukların yetişkinlik döneminde olmaları nedeniyle aynı deneklerin gelişimsel özelliklerinin merak uyandırması.
  3. Gerontoloji alanının ortaya çıkması.

Yaşam boyu gelişim psikolojisinde ele alınan yaşam dönemleri aşağıdaki şekilde ayrılabilir:

  • Döllenme
  • Doğum Öncesi (prenatal) gelişim
  • Doğum
  • Yenidoğan (ilk bir ay)
  • Bebeklik (0-18/24ay)
  • Okulöncesi çocukluk (2-5/6 yaş)
  • Çocukluk (okul çağı 6-11 yaş)
  • Buluğ (10/11-13/14)
  • Ergenlik (13/14-18/21)
  • Gençlik (İlk yetişkinlik/20-30’lu yaşlar)
  • Yetişkinlik (35/45-65)
  • Yaşlılık (65/70-ölüm)
  • Ölüm
About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: